Basın Kartı sansür ve basına saldırının dayanağıdır, kaldırılsın

 

Basın Kartı yönetmeliği değiştirildi. Öncesinde basın meslek örgütü ve sendika tarafından belirlenen Basın Kartı Komisyonunun yapısı değiştirilerek Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünün Komisyonda belirleyici olması sağlandı. Ayrıca gazete sahiplerinin ve üst düzey yöneticilerinin de Komisyondaki temsilinin önü açıldı. TRT ve AA’da çalışan ve gazeteci olmayanların, kimi bürokrat ve siyasetçilerin de basın kartı alması mümkün hale getirildi.

Bütün bunlar kamuoyunda tartışılırken Komisyon üyelerinin yapısı öne çıkarılarak meslek örgütü temsillerinin düşürüldüğü vurgulandı ve bu değişikliğin AKP bürokrasisinin bu alana müdahalesi olduğu tespiti yapıldı. Bu tespitlere “verili durumda” katıldığımızı belirtmeliyiz.

Ancak mesele bu kadar basit değildir.

Basın kartı, devletin gazetecilik alanını düzenleyen önemli bir aparatı olarak sansürün en işlevsel dayanağıdır. Bu kart, devletin uyguladığı sansürün genelleşmiş halidir. Basın kartı alabilmek için gereken ve “basın sigortası” olarak bilinen 5953 sayılı kanuna bağlı olarak çalışma hakkı, sermaye medyası tarafından gasp edilmekte, gazetecilerin özlük haklarını yasal güvenceye alan bu kanun işverenler tarafından zaten uygulanmamaktadır. Hal böyleyken “sarı basın kartı”, çoğu basın çalışanı tarafından başvurusu bile yapılamayan bir “ayrıcalık” haline dönüşmüştür. Bu ayrıcalık devletin onay verdiği bir mekanizmaya bağlanmış, gazeteci olmak basın kartı sahibi olmakla neredeyse eş tutulmuştur. Öte yandan devlet kurumları kendi akreditasyon kurallarını ayrıca işleterek basın kartını bile işlevsiz kılabilmektedir. Özellikle Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Genel Kurmay Başkanlığının akreditasyon uygulamaları, iliştirilmiş gazetecilik yaratma çabalarıdır ve basın kartının neden olduğu sansürün kapsamını daha da genişletmektedir.

Yeri gelmişken söylemeliyiz ki meslektaşlarımız arasında da bu tür bir kanaatin her geçen gün yaygınlaştığını görmek üzüntü vericidir.

Demokrasinin Türkiye’den daha gelişmiş olduğu ülkelerde basın kartlarının düzenlenmesi devletin değil basın çalışanlarınca oluşturulmuş örgütlerin elindedir. Gazeteciliğin belirlenmesi ve tanımlanmasında devlet değil bizatihi basın çalışanları belirleyici olmalıdır.

Basın kartı başından bu yana halkın haber alma hakkı ile bu hakkı gerçekleştiren gazeteciler arasına devletin girmesine neden olmuştur. Bu yönetmelik değişikliği ile bu gerçek katmerlenmiş, sermayenin basın kartlarını ve dolayasıyla “kimin gazeteci olduğunu” belirlemedeki rolünün önü açılmıştır. Ayrıca AKP bürokrasisi,  basın kartının verdiği sınırlı “ayrıcalıkları” elde etmek için bu karta da üşüşmüştür.

Gazeteciyi gazeteci yapan basın kartı değildir

Her şey bir yana, hatırlanmalıdır ki Metin Göktepe basın kartı olmadığı için gazeteci sayılmamış, izlemek istediği habere giderken abluka altındaki ilçeye basın kartı olmadığı için sokulmamış, ardından gözaltına alınmış ve polis tarafından öldürülmüştür. Göktepe’nin gazeteci olmasını “engelleyen”  basın kartı uygulaması basına yönelik saldırıların da meşruiyet zemini haline getirilmiştir.Bununla paralel olarak basın kartı, toplumsal olayları takip eden gazetecilere dönük polis saldırılarının da “hukuki” dayanağı yapılmıştır. Basın kartının varlığı polis saldırısını engellemediği gibi yokluğu bu saldırıları neredeyse garantilemekte ve adeta haklılaştırmaktadır.Bilinmelidir ki Göktepe’yi gazeteci yapan “ basın kartı” değil halkın haber alma hakkını savunması ve gerçekleri açığa çıkarmak istemesidir ki gazeteciliğin gerçek tanımı da budur. Alanda görev yapan meslektaşlarımıza habercilik yaptıran da basın kartı değil meslek ilkeleri ve emekleridir.

ÇGD olarak basın kartı uygulamasının kaldırılması, gazetecilere verilecek kartların basın çalışanlarınca oluşturulmuş kurumlarca belirlenmesi, sansür anlamına gelecek her türlü yönetmeliğin iptal edilmesi gerektiğini belirtiyor ve tüm meslektaşlarımızı bunlar için ÇGD çatısı altında mücadele etmek etmeye çağırıyoruz.

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ GENEL YÖNETİM KURULU


Tarih:

Etiketler: